28 Şubat 2011 Pazartesi

Marka Avukatlığı (Brand Advocacy)

Alıntı bir anı ile başlamak istiyorum.

Genç bir çift Carrefour'da alışveriş yapmaktadır. Adam 35 yaşlarında, bakımlı ve uluslar arası bir firmada pazarlama müdürüdür. Eşi yerel bir firmada orta kademe yönetici, güzel bir kadındır. Modern, yüksek gelirli metropol insanları kısacası.

Adam alışverişten çok sıkılmıştır, kadın tam bir tüketim çılgını. Carrefour'un yaptığı bir indirim anonsu üzerine pirinç reyonuna koştururlar. Adam söylenir. Pirinçteki 0.5 lira indirim eşini nasıl bu kadar heyecanlandırabiliyor? Pirinç reyonu önünde bir kalabalık. Millet hep X marka pirinçteki bu indirim anını beklemiş gibi. Kadın kalabalığın arasına karışır, indirimdeki pirinçlerden kapabildiği kadar kapmak ister. O sırada yaşlı bir teyze kalabalığın üşüştüğü pirinç markasının yanındaki Y markasını eline alır ve bizim genç bayanı dürtükleyip "O markadan ne alıyorsun, bunu al. Ben senelerdir bunu kullanırım. 5 kuruş az vericem diye, çocuklarına kötü pirinç yedirme.", der. Bizim kadın kaptığı ve alışveriş arabasına yığdığı 5 paket pirinci çıkarıp yaşlı teyzenin önerdiği markadan 3 paketi arabaya atar. Kocasına döner, gülümser. Adam şaşkınlık içindedir. Az önce yaşananlara anlam verememektedir. Onun gözünde pirinç, pirinçtir.

Tüketiciler, artık reklamlardan veya markanın kendi açıklamaları gibi geleneksel yöntemlerden daha çok kendileri gibi 3. parti tüketicilerin yorumlarına değer vermektedir. Tüketim yaklaşımları, diğer tüketicilerin tecrübelerini aktarmaları ile çok çabuk manipule edilebilmektedir. Yukardaki anıda yaşlı teyze Y marka pirincin Marka Avukatlığı'nı başarı ile üstlenmiş durumda. Y marka pirincin, indirimli pirincin yanında pek şansı yokken, tecrübelerini ve memnuniyetini paylaşan bir müşterisi, indirimdeki pirinç markasından müşteri kazandırmaktadır.

Geleneksel pazarlama anlayışına göre, Marka bir ürün piyasaya sürer veya sürmek ister. Ulaşabileceği potansiyel müşterileri belirler. Ürününü kendi bakış açısına göre, neden almaları gerektiğini bu kişilere dikte eder. Günümüzde ise, insanlar artık Marka'nın dikte ettiği bilgilerden daha çok, daha önce bu markayı deneyen, kendisi gibi tüketicilerin yorumlarına önem vermektedir. Markaların önem vermesi ve üzerinde durması gereken nokta budur. Marka avukatları kazanmak ve bu tutkulu marka avukatlarını kaybetmemek. Çünkü markayı savundukları aynı tutku ile memnuyetsizliklerini de dile getirebileceklerini unutmamak gereklidir.

22 Şubat 2011 Salı

Professional Liars :)
















Bu karikatürde oldukça eğlendim.

Çevirisi:

Dilbert: Yarın, CFO (Finans Müdürü) ile bir bütçe toplantımız olacak.
Dilbert: Diğer tüm departmanlar ile değerli bütçe dolarlarını kapmak için çekişiyor olacağım.
Dilbert: İşim hiç de kolay değil; çünkü diğer tüm departmanların kadrosu Profesyonel Yalancılarla dolu.
Sam: Sence de bu biraz abartılı olmadı mı?
Dilbert: Pazarlama Departmanı hakkında düşüncen nedir?
Sam: Tamam, birinde hem fikiriz.
Dilbert: Satış?
Sam: Haklısın ama...
Dilbert: P.R.?
Sam: Pekala...
Dilbert: Muhasebe?
Sam: Bak, bunu unutmuştum.
Dilbert: Hukuk İşleri?
Sam: Wow.
Dilbert: Bir tane de sen söyle.
Sam: İnsan Kaynakları'na ne dersin? ... OK, sen kazandın.

18 Şubat 2011 Cuma

Hepsiburada.com ve Türkiye'de Online Alışveriş


1998 yılında Türkiye'de online sipariş sektörüne adım atan Hepsiburada.com, Türkiye'nin en eski ve başarılı e-ticaret şirketleri arasında varlığını sürdürmektedir. Yine Türkiye'de önde gelen online araştırma firmalarından biri olan Inquisition tarafından 2009 yılında yapılan “Online alışveriş alışkanlıkları” araştırmasına göre hepsiburada.com online alışveriş siteleri arasında;

● En hızlı
● En güvenli
● En iyi kampanyaları sunan
● En yüksek oranda bilinen
● En çok alışveriş yapılan

site olmayı başarmıştır.

Hepsiburada.com'un kendi blog sayfasında yayınladığı "Hepsiburada.com 2010 Raporu"na göre:

● Bugün Türkiye’de 35 milyon internet kullanıcısı var. Türkiye, bu sayı ile dünyada 12, Avrupa’da ise 4. Sırada yer alıyor.

● Türkiye’de 2009 yılında 10 milyar TL olan e-ticaret hacmi, 2010 yılı sonunda 15 milyar TL’ye ulaştı. 2003’de bu rakam sadece 260 milyon TL idi.

● BKM verileri 2010 yılının ilk 6 ayında kredi kartlarıyla yapılan her 100 liralık harcamanın yaklaşık 7 lirasının internetteki sanal mağazalarda gerçekleştiğini gösteriyor.

Hepsiburada.com için Özetle 2010 :

● 2010 yılında Hepsiburada.com kullanıcıları en çok elektronik ürünler, oto aksesuar ürünleri, ofis kırtasiye, kitap ve filmin yanı sıra sağlık güzellik ve giyim ürünleri satın aldı.

● Kadın kullanıcıların, yaptığı bebek-çocuk alışverişi, kendileri için yaptıkları giyim ayakkabı ve aksesuar alışverişinden daha fazla.

● Hem cep telefonu alışverişinde hem de kontör alışverişinde erkekler, kadınları çok geride bırakıyor.

● Sanılanın aksine erkekler oyun/oyun konsollarından çok kozmetik ürünleri satın alıyor.

● 2010 yılını daha çok evde oturarak geçirdik. Çünkü rapora göre en fazla satılan ürünler, kitap, film, tv, ev sinema sistemi ve hobi ürünleri ile oyunlardır.

● İnterneti artık daha çok seviyoruz. Geçen yıla oranla internet sitelerinde kalma süresi 2 kat arttı. Geçen yıl 5 dakika olan süre, 2010 yılında 10 dakikaya çıktı.

● Son teknolojiye çok meraklıyız ve hemen alıp kullanıyoruz. Yeni çıkan notebooklar, cep telefonları, tablet PCler çok satan ve en çok aranan ürünlerin başında geliyor.

● TV’lerimiz büyüdü. 2010 yılının en çok satan ürünleri arasında 42 inçlik TV’ler dikkat çekiyor.

● 2010 yurtdışı siparişleri de gözle görülür şekilde artış gösterdi. En çok sipariş verilenlerin, elektronik ürünler olması şaşırtıcı bir veri olarak göze çarpıyor.

● Anadolu da internetten alışveriş yapmayı tercih ediyor. Sitedeki alışverişlerin %60’ı üç büyük şehir dışındaki Anadolu’dan geliyor. İstanbul, Ankara ve İzmir siparişleri ise toplamın %40’ını oluşturuyor.

● Hediye kültürü de ülkemizde artık iyice yerleşti. Hediye alırken internetin tercih edilmesi de ilginç bir veri olarak karşımıza çıkıyor. Normal zamanlardaki alışverişlere göre, hediye dönemlerinde %30 artış kaydediliyor. 2010’ da kadınlar online alışverişi çok sevdi.

● 2010 da Hepsiburada.com’a yeni üye olanların %40’a yakını kadın kullanıcılar.

15 Şubat 2011 Salı

Farklı Lezzetler & Harika Boğaz Manzarası

Melengeç Restoran, Arnavutköy İskelesi'nin karşısında, sevimli bir binanın 4 katlı restoranı. Üst katlarda harika Boğaz manzarasını, mütevazi ama saygılı servisi ile müşterilerine sunmakta. Mutfağı tamamen Ege yöresine ait tatlar sunuyor. Zeytinyağlı, birbirinden lezzetli mezeler ve yanına buz gibi yeşil Efe rakısı.. Sonra Tire yöresine özgü, eşi benzeri olmayan Tire Köftesi.. Tadımlık da gelse, yemezsen neler kaçırdığını bilemezsin Kabak Çiçeği Dolması.. Radikası, börülcesi, patlıcan ezmesi, karides güveçi..

Saatler akıp gider, unutulmaz muhabbetlerle ve özlem duyduğun o seçkin meyhane müzikleriyle. Doyamazsın. Ertesi gün iş vardır. Karşındaki gözlerdeki parıltıya, ağzındaki tada, Boğaz'ın büyüsüne doyup da kalkamazsın.

Klişe restoran kültüründen ve doğru düzgün bir yemek için o kadar para verip bir de sırada beklemekten sıkıldıysanız Melengeç Restoran'a bir şans vermenizi tavsiye ederim.

Dört dörtlük mükellef bir ziyafet ve doya doya rakısıyla iki kişi 100-150 liraya unutulmaz bir yemek keyfi yaşayabilirsiniz. Biraz daha mütevazi bir yemek, mutlaka daha uygun olacaktır.

Melengeç Restoran İletişim

14 Şubat 2011 Pazartesi

Nasıl Elektronik Müzik Yapabilirsiniz?

Temelde Drum Machine, Sampler ve Syntheseizer gibi inorganic (elektronik) enstürmanların kullanımına dayanan müzik türüne Elektronik Müzik denir. Kendi içinde birçok dala ayrılan elektronik müzik, aynı zamanda modern müzik türlerinin öncüleri arasında yerini almaktadır.

İlk etapta underground bir hareket olarak başlayan elektronik müzik, avant-garde bir kültürün öncüsü olarak kitleleri kazanmıştır. Elektronik müzik, kişinin bir enstrümanı öğrenmek için senelerini vermesini gerektirmeden, yaratıcılığını ortaya koyarak müzik üretmesine fırsat oluşturmaktadır.

Yeni Başlayanlar İçin Elektronik Müzik:

1. Öncelikle sürükleyici ve temel ritminizi oluşturmalı. Elektronik müziğin temelini iyi belirlenmiş 4/4 ritimi oluşturur. Bilgisayarınız üzerinde davul programlama ile sürekli bir tekrar ritmi oluşturup kompozisyon boyunca ritmi devam ettirebilirsiniz.

2. Temel ritminize yeni müzikal katmanlar eklemeye başlayın. Bu katmanlar, sizi diğer elektronik müzik üreticilerinden ayırt etmeyi sağlayacak. Kimileri temel ritmin üzerinde, tekrar eden gitar ritimleri döndürürken, kimileri R&B soundunı tercih etmektedir. Bu tamamen kişinin tarzına ve müzikal backgrounduna dayanmaktadır.

3. Akılda kalacak, basit bir beste oluşturun. Elektronik müzik kısaca, ritim ve bestenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan müzik türüdür. Elektronik müzik şarkılarının sözleri, genellikle dinleyicisini derin düşüncelere daldıracak tarzda değildir. Madonna gibi bazı sanatçılar, mesaj içeren elektronik müzik eserleri de yapmıyor değiller. Yine de akılda kalacak kolay bir beste, çekirdek kitleye daha çabuk ulaşabilmek için önemli bir unsurdur.

4. Diğer müzik türlerinden esintiler ekleyin. Yeni bir müzikal manzaraya ulaşabilmek için altyapısını oluşturduğunuz elektronik müzikle rock, blues, R&B, pop ve hatta tasavuffi müzik esintilerini harmanlayabilirsiniz. Ortaya çıkacak olan melodi sizi ve dinleyenleri şaşırtabilir.

5. Bir elektronik müzik topluluğuna katılın. Underground elektonik müzik toplantıları veya online forumlar olabilir. İçinde bulunduğunuz topluluk, yeni bilgilere ulaşmanızı ve yaratıcılığınızı yeni şeyler üzerinde denemenizi hızlandıracaktır.

Amatörce de olsa elektronik müzik üretebilirsiniz ama bir adım daha ileriye gidebilmek için profesyonel yönlendirmeye ihtiyacınız olacaktır.

Kaynak: Wikipedia.org

11 Şubat 2011 Cuma

Google İran'da Tekrar Servislerini Açıyor

2009 İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yapılan kısıtlamalardan sonra, uzun zamandır ilk kez, Google, İran halkına bazı servislerini açmaya hazırlanıyor. İşin ironik tarafı Google'ın Google Earth, Picassa, Chrome gibi servislerini İran halkına açarken, İran hükümeti IP adreslerini dışarda bırakması.

Orta Doğu ülkeleri ile arasındaki gerginlik sebebi ile Amerika, birçok internet donanımının kullanımına sınırlamalar getirmişti. Google'ın belirttiğine göre; bu sınırlamalardan bazılarının kaldırılması ile beraber harita kullanımı, fotograf paylaşımı ve sayfa tarama gibi servisler tekrar kullanıma açıldı.

Internetin özgür bir platform olması gerektiği savunulurken, asırlardır yol süregelen Medeniyetler çekişmesine yeni bir platform sağlaması üzücü..

Kaynak: Digital Trends

Ducati Diavel 2011

Ducati sevmek için motor sevdalısı olmaya gerek yok. Güç ve görünüş açısından etkileyici Ducati Diavel 2011 modeli, 162 beygir gücünde ve 2 silindir(miş). Ben görünüşüne bittim :)

Vrıın vrıın:

Teknolojik Hediyeler & Sevgililer Günü

Sevgililer Günü için çiçek, oyuncak, çikolata klişelerinden sıkıldıysanız ve sevgilinize gerçekten farklı bir konseptte kendinizi hatırlatacak bir hediye vermek istiyorsanız bazı önerilerim olacak:

Dijital Philips Alarm Saati:

Çalışan ve her gün işe geç kalma telaşı yaşayan bir sevgiliniz varsa, bu güzel ve eğlenceli hediye ona sizi hatırlacatacaktır. Her sabah söylenerek kalkmak yerine, hediyenizi gördüğünde gülümseyerek uyanacaktır :) Ayrıca ürünün radyo, dijital alarm özelliklerinin dışında portable müzik çalarlar için girişi de bulunuyor. Kendi tarzında sabahlar için..

Ürün Online Fiyatı: 61 - 70 TL



PSP Go:

Tasarımı telefona yaklaşmış olan Sony'nin yeni Playstation oyun konsolu. İnternet üzerinden de oyun indirilebilen bu konsol küçük ve oldukça taşınabilir. Dijital download özelliği ve kızak ekranı ile kesinlikle tercih sebebi. Bu ürünü kendinize de hediye edebilirsiniz :)


Ürün Online Fiyatı: 425 - 475 TL


Motorola S9 Stereo Bluetooth Kulaklık:

Telefonunu uzun konuşmaların yanı sıra müzik dinlemek için de kullananlara oldukça cazip bir ürün. Tasarımı şık, oldukça hafif bu kulaklık iPod ile ve bluetooth özelliği olan tüm müzik çalarla kullanlabiliyor.


Ürün Online Fiyatı: 160 - 225 TL


Konus Teleskop 60-900:

Yaşı kaç olursa olsun, insanın gökyüzüne merakı asırlardır sürmekte. Eğer uygun bir pencere açısı veya daha şahanesi açık bir teras ya da balkonu varsa, teleskop çok eğlenceli bir hediye olabilir. Gelişmiş bir teleskop ile Ay'ı, yıldız kümelerini, gezegenleri izlerken eğlenilebilir. Ne gördüğünüz bir çok faktöre bağlıdır. En önemli faktör kullandığınız teleskobun açıklığıdır. Diğer önemli faktörler ise optik kalite, altlığınızın sağlamlığı, görüş açıklığı, bulunduğunuz yer, baktığınız nesnenin aydınlığıdır. Konus Teleskop amatörler için yeterince başarılı bir ürün gibi görünüyor.


Ürün Online Fiyatı: 252 - 295 TL

10 Şubat 2011 Perşembe

Yeni Trend: Özel Kupon Siteleri

Özel indirim kuponu satışı yapan sitelerin bir anda amip gibi türemesi ile özellikle yemek sektörü firmaları promosyon kuponları ile hem markalarını duyurmakta, hem de yeni müşterilere ulaşmaktalar. Son dönemlerde Little Caesars Pizza, Pizza Pizza, Chinese & Sushi Express, Pizza Bulls gibi büyük zincir markalar ardı ardına bu özel alışveriş sitelerine özel kampanya çalışmaları düzenlemekteler.

Özel indirim kuponları satan bu internet siteleri, bize artık internet alışverişi tutkunlarının (ben dahil:) indirim almak için para verebileceklerini göstermiştir. Bu gibi sitelerin sayısı artmaya devam edecek, ancak birkaç tanesi sürdürülebilir bir başarı yakalayacaktır. Türkiye'de yaygınlaşan günlük indirim kuponu satışı yapan internet sitelerinden bilenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Şehir Fırsatı
2. Grupanya
3. Grupfoni
4. Şehri Keyif
5. Aktif Kampanya
6. Kaçan Balık Büyük Olur
7. Deli Kupon
8. Piriveta
9. Birlikte Alalım
10. Grupca
11. Fırsat Mekanist
12. Yakala Co
13. Ekoloni
14. Devir Fırsat Devri
15. Firmanya
16. Markapon
17. Fırsat Kulübü

Ben de yukarda sıralamış olduğum bu özel indirim sitelerinden birçoğuna üyeyim ve her ne kadar "Bu son, artık bir daha online alışverişe bu kadar kaptırmayacağım." desem de kendimi bu siteleri kurcalarken buluveriyorum.

Şimdiye kadar almış olduğum 10 küsur kuponun sadece ve sadece 4 tanesini tam olarak kullandım. Almış olduğum 3 adet bowling indirim kuponundan sadece 1 tanesini kullandım. İşin garip tarafı, benim için İstanbul'un bir ucu sayılabilecek uzaklıktaki bu eğlence merkezine gitmeyeceğimi bile bile heveslenip 1 adet kupon almadım. O anki heyecan ile 3 adet kupon almışım! Bunun yanı sıra 1 adet 3 aylık epilasyon kuponu aldım 2 ay önce ve hala kullanmış değilim. İşin kötü tarafı epilasyon, öyle her gün gidip de yaptırılacak bir şey değil. Haftada en fazla bir kere gidebileceğimi düşünürsek, bu epilasyon kuponun da Mart'a kadar gitsem gitmesem elimde patladığı anlamına geliyor. Diğer taraftan, kullandığım 4 adet kuponun 4'ü de yemek indirimleri. Bunun sebebi kuponu aldıktan sonra kullanmak için kalkıp restorana gitmek zorunda değilim, bana en yakın şubeden sipariş verdiğimde ve notumda kupon kullandığımı belirttiğimde, efor sarfetmeden "satın aldığım indirim"den faydalanabiliyorum.

Durum vahim. Bu furyaya kaptıran insanlar, "Kaçırdığınız Fırsatlar" kabusu yüzünden geceleri rahat uyuyamaz oldular.

Neden Facebook Kullanmıyorum?

İnternet sektöründe çalışıyorum. Günümün minimum 10 saati bilgisayar başında, internette geçmekte. Herkes neden bir Facebook hesabımın olmadığını soruyor? Sosyal paylaşım fobisi mi, hayır. Twitter'da aktif bir hesabım var. Linkedin üzerinden iş hayatına dair insanlarla iletişime geçiyorum. Blog yazarıyım. Ama neden Facebook hesabım yok?

Açıkçası tek bir sebebi var: On Facebook I feel myself exhibited beyond my control (Facebook'ta kontrolüm dışında teşhir edilmiş hissediyorum). Profilin, listendeki arkadaş çevrenle sınırlı, ayrıca insanları gruplayıp birtakım görüntüleme limitleri de getirebilirsin, denilebilir. That is not my style. Her paylaşılan fotograf için yahut girilen statüde, aman kardeşim görecek mi, aman patronum okur mu, aman bu fotografı sevgilim görmeden untag yap paranoyasını gereksiz buluyorum. Facebook kullanıcısı çevremde apaçık gözlemlediğim bu paranoyaya anlam veremiyorum da. Olmasa eksik değilim, olduğu zamanlarda da bana özel olanın, özelliğini yitirdiğini düşünüyorum. Fikir paylaşımı için Twitter'ı, iş hayatı bağlantılarım için Linkedin'i kullanıyorum. İnsanların nerede, ne yediğimi, bu gece hangi konserde olduğumu bilmesini isteseydim Foursquare kullanırdım. Sırf Facebook için özel hayatımı makyajlayıp millete sunmanın pathetik bir davranış biçmi olduğunu, kendim için düşünüyorum.

Call me old school :)

Marka Sadakati

Pizzayı Pizza Bulls'tan yerim, ıslak hamburgeri Kızılkayalar'dan, Pepsi içmem Coca-Cola içerim, Elif Şafak ne yazsa okurum, Okan'ın programlarını tek geçerim, spor ayakkabıyı Nike'den alırım, dondurma dedin mi Häagen-Dazs, kahve içersem Starbucks, araba alırsam Audi, internet arama motoru olarak bir tek Google'ı bilirim, yemek siparişimi yemeksepeti'nden veririm...

Sayısız örnekler çoğaltılabilir. Marka bağlılığı / sadakati (Brand Loyalty) bilinçli olduğu kadar, bilinçsiz seçimlerimizden de doğar. Eğer Marlboro içicisiyseniz, sokağınızdaki bakkalda kalmadığı için bir üst sokağa yürüyüp yine de aynı markayı satın alıyorsanız, siz de marka bağımlısısınız.

"Marka Sadakati" kapitalizmin hayatımıza soktuğu gereksiz bir algıdır, şeklinde düşünenler için Fener'in maçlarını kaçırmıyorsanız, Cimbom'dan başka takım tutmuyorsanız, üzgünüm, siz de marka bağımlısısınız.

Günümüzde aksi çok zor, hatta hayatımızın içine bu kadar işlenmişken imkansız. Kullandığımız telefondan izlediğimiz TV kanallarına, içtiğimiz sudan kullandığımız şampuana kadar markalar sarmış dört bir yanımızı.

Kimi kaynaklarda marka sadakatinin tamamen bilinçli bir davranış olduğu savunulmaktadır. Bu konuda hem fikir değilim. Türkiye'de olduğu gibi dünyanın pek çok yerinde de Coca-Cola marka sadakati güçlü olan bir markadır. Dünya nüfusunun %94'ü Coca-Cola'nın varlığından haberdardır. Ancak bu noktada marka tanıtım ve entegrasyon politikasının başarısından bahsetmek de gerekir. Gazlı içecek denildiğinde, istemsiz olarak aklımıza ilk gelen üründür kendisi.

Bilinçli marka sadakatinin hard-core boyutlara ulaştığı örnekler hepimizin etrafında var. Telefonu i-phone, tableti i-pad, bilgisayarı Mac olduğu yetmediği gibi Apple'ın dövmesini kafasına kazıtan insanlar da var(mış)! Hard-core takım tutan insanların, takımlarının formalarını almak ve maçlara gitmek dışında kredi kartlarına kadar marka bağlılıklarını sürdürdükleri herkes tarafından bilinir. Marka artık bu kişilerin kimliklerine işlemiştir.

Ben, kendimi ılımlı bir marka bağlısı olarak tanımlayabilirim. Birkaç bağlı olduğum markayı hayatımda aynı anda tutabilmekte ve bu markalar arasında duruma göre (ekonomik, psikolojik) sorunsuz geçiş yapabilmekteyim. İlle de Adidas demediğim gibi olursa tercihimdir, derim :)

Hayatımdan çıktığı anda dünyamın başıma yıkılacağı kadar bağlanamadım bir markaya, ya da koluma dövmesini yaptıracak kadar. Ya memur bir ailede yetişmiş olmanın verdiği "O paraya değecek en kaliteli ürünü edin, markası önemli değil." güdüsünden, ya da henüz hiçbir markaya kimliğimi tamamladığını düşünecek kadar inancımın olmamasındandır.

Kaynak: Etkin Patent

9 Şubat 2011 Çarşamba

Yaşamak İçin Yemek Mi, Yoksa Yemek İçin Yaşamak Mı?

İnsanoğlu sadece yaşamak ve besin zincirinde yerini almak için yiyor olsaydı, biyolojik olarak ve besin değerlerine göre yalnızca vücudunun ihtiyacı olan besinlere yönelirdi. Fakat türümüzün et seven üyelerinden kaçı leziz bir burger dururken, besin değerlerleri yüksek olan pancara ya da lahanaya meyleder? Siz söyleyin; bir dilim çikolatalı kek ve yanında kesme dondurma mı, yoksa haşlanmış karnabahar mı?

Hayatta kalmak için ihtiyacımız olan besin değerleri belli bir miktardayken, bu besin değerlerine ulaşabileceğimiz besin ağı muazzam derecede geniştir. Bu noktada seçimlerimizi yönlendiren güdüler neler?

'Ne' yenildiğinden daha çok, ‘neden’ yenildiği sorusu aydınlatıcı olacaktır.

Neden yeriz?

Açlığımızı gidermek için
Hastalandığımızda, vücut direncimiz düştüğünde
Sosyal paylaşımlar için
Sevgimizi göstermek için
Bireyselliğimizi ifade etmek için
Bir gruba ait olmak için
Psikolojik veya duygusal stresle başa çıkabilmek için: Down olduğumuzda veya up olduğumuzda
Ödül için
Ceza için (çocukluğumuzu hatırlayalım :)
Sosyal statümüzü ifade etmek için
Takdir edilmek için
Saygı göstermek için
Sıkıldığımızda
Keşfetmek için
Zenginliği ifade etmek için

Cevaplar alt başlıklarla sonsuza kadar uzatılabilir. Ancak tüm cevapların kesiştiği tek bir nokta olacaktır:
www.yemeksepeti.com

Acıkınca tıkla!
Hastalandığında en yakın sıcak çorba için tıkla!
Beğendiğin pizzayı, favori tatlını Facebook üzerinde arkadaşlarınla paylaşmak için tıkla!
Anneler Gününde, Sevgililer Gününde, bilimum özel günlerde Kalpli Pasta'nın üzerine “Seni Çoook Seviyorum” yazdırmak için tıkla!
Kendi favori restoranlarının listesini tutmak için tıkla!
Sushi partileri vermek için tıkla!
Sevgilinden ayrılınca, işte mesaiye kalınca tıkla!
En önemli raporları zamanında yazan çalışanını ödüllendirmek için tıkla!
Evde PS başından kalkmayan oğlumuza, işten zaman bulup pişiremediğimiz kabak grateni sipariş vermek için tıkla!
Ben sadece 10 numara restorandan sipariş veririm, diyebilmek için tıkla!
Hafta sonu gelen kaynananın ağzını açmasına fırsat vermeyecek dolmalar, börekler, baklavalar için tıkla!
Doğaya ve çevreye saygılı organik ürünler için tıkla!
Sıkılınca tıkla!
Yeni tatlar ve heyecanlar için tıkla!
Benim için sorun değil, ben her daim misafir ağırlarım. Ne de olsa 500.000 farklı yemek ve dünyanın en büyük sofrasına sahibim, diyebilmek için tıkla! www.yemeksepeti.com

Internet vs TV



Z ve Y jenerasyonu için söyleyebiliriz ki "The Net killed the Video star." Özellikle geç Y jenerasyonu ve Z jenerasyonu için TV nerede ise artık gereksiz. İnternet sayesinde gençlik, TV aracılığı ile yapabildikleri tüm aktivitelerin üzerine sosyal etkileşim kremasını sürüp üzerine sonsuz sayıda ve çeşitlilikte drajeler serpiştirebiliyor. X jenerasyonunun İdealler Dünyası'nın yerini, Teknoloji Dünyası aldı.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra, askeri hesaplamalardaki sorunları çözmek üzere üretilen ilk bilgisayarların bugün "Sosyal Medya" kavramını hayatımıza sokacağını kim tahmin edebilirdi? Paralel zamanlı, mekan ve zaman sınırlaması olmadan bilgi paylaşımı.. Geleneksel medya kanalları ile kıyaslandığında, neredeyse sıfır maliyetle..

Interneti, TV'den ve gazete, film, radyo gibi diğer geleneksel medya kanallarından ayıran en büyük özelliği "hedef kitle"nin edilgenlikten kurtulup etken olması. Yani bilgi akışında mesajı gönderen de mesajın alıcısı da "hedef kitle" oluyor.

Bu değişim özellikle satış pazarlama mecralarında geleneksel algının yerle bir olmasına sebep oldu. Kullanıcılara ulaşmak için geleneksel medya kanallarının git gide verimsizleşmesine yol açtı. TV kampanyalarının sadece %18'inden yatırım geri dönüşü sağlanabilirken, sosyal medya kanallarında bu rakam %78'lere çıktı. Tüketicilerin alışkanlıkları değişti. Artık reklamlara ve reklam verenlere değil, tüketici yorumlarına, yani bloglara, forumlara göre satın almaya başlandı.