10 Şubat 2011 Perşembe

Marka Sadakati

Pizzayı Pizza Bulls'tan yerim, ıslak hamburgeri Kızılkayalar'dan, Pepsi içmem Coca-Cola içerim, Elif Şafak ne yazsa okurum, Okan'ın programlarını tek geçerim, spor ayakkabıyı Nike'den alırım, dondurma dedin mi Häagen-Dazs, kahve içersem Starbucks, araba alırsam Audi, internet arama motoru olarak bir tek Google'ı bilirim, yemek siparişimi yemeksepeti'nden veririm...

Sayısız örnekler çoğaltılabilir. Marka bağlılığı / sadakati (Brand Loyalty) bilinçli olduğu kadar, bilinçsiz seçimlerimizden de doğar. Eğer Marlboro içicisiyseniz, sokağınızdaki bakkalda kalmadığı için bir üst sokağa yürüyüp yine de aynı markayı satın alıyorsanız, siz de marka bağımlısısınız.

"Marka Sadakati" kapitalizmin hayatımıza soktuğu gereksiz bir algıdır, şeklinde düşünenler için Fener'in maçlarını kaçırmıyorsanız, Cimbom'dan başka takım tutmuyorsanız, üzgünüm, siz de marka bağımlısısınız.

Günümüzde aksi çok zor, hatta hayatımızın içine bu kadar işlenmişken imkansız. Kullandığımız telefondan izlediğimiz TV kanallarına, içtiğimiz sudan kullandığımız şampuana kadar markalar sarmış dört bir yanımızı.

Kimi kaynaklarda marka sadakatinin tamamen bilinçli bir davranış olduğu savunulmaktadır. Bu konuda hem fikir değilim. Türkiye'de olduğu gibi dünyanın pek çok yerinde de Coca-Cola marka sadakati güçlü olan bir markadır. Dünya nüfusunun %94'ü Coca-Cola'nın varlığından haberdardır. Ancak bu noktada marka tanıtım ve entegrasyon politikasının başarısından bahsetmek de gerekir. Gazlı içecek denildiğinde, istemsiz olarak aklımıza ilk gelen üründür kendisi.

Bilinçli marka sadakatinin hard-core boyutlara ulaştığı örnekler hepimizin etrafında var. Telefonu i-phone, tableti i-pad, bilgisayarı Mac olduğu yetmediği gibi Apple'ın dövmesini kafasına kazıtan insanlar da var(mış)! Hard-core takım tutan insanların, takımlarının formalarını almak ve maçlara gitmek dışında kredi kartlarına kadar marka bağlılıklarını sürdürdükleri herkes tarafından bilinir. Marka artık bu kişilerin kimliklerine işlemiştir.

Ben, kendimi ılımlı bir marka bağlısı olarak tanımlayabilirim. Birkaç bağlı olduğum markayı hayatımda aynı anda tutabilmekte ve bu markalar arasında duruma göre (ekonomik, psikolojik) sorunsuz geçiş yapabilmekteyim. İlle de Adidas demediğim gibi olursa tercihimdir, derim :)

Hayatımdan çıktığı anda dünyamın başıma yıkılacağı kadar bağlanamadım bir markaya, ya da koluma dövmesini yaptıracak kadar. Ya memur bir ailede yetişmiş olmanın verdiği "O paraya değecek en kaliteli ürünü edin, markası önemli değil." güdüsünden, ya da henüz hiçbir markaya kimliğimi tamamladığını düşünecek kadar inancımın olmamasındandır.

Kaynak: Etkin Patent

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder